Türkiye’nin hala yaşayan destancısı Cumali Amca’yı bilir misiniz

Gelin size, bu hafta kaybolmaya yüz tutmuş kadim bir geleneğimizi yazayım. Birini yazsak; diğerinin hatırı kalır, berikini yazsak buradaki incinir ama uğruna ciltlerce ansiklopedi yazılması gereken geleneklerimizin başında gelir, destancılık.

Destanları; bir halkın savaşlarını, barışlarını, zaferlerini, kıtlıklarını, düğünlerini, bayramlarını kıssadan hisse bütün duygularını öyküleyici şiirlerden oluşturan yazılı ve sözlü edebiyat dalı olarak yorumlar, dil bilimciler. Aynı anda coşkuyu da yüreğinizin en derininde hissedersiniz acıyı da. Kalabalıkları öyle güzel coşturur, öyle hüzünlü ağlatır ki destancılar durup kulak vermeden geçmek imkânsızdır der, eskiler.

İlyada ve Odysseia destanıyla başlayan bu köklü toprakların destanları, adına destancı dedikleri insanlar aracılığı ile köylerde, nahiyelerde, ovalarda yüzyıllar boyunca dolanıp durmuş Anadolu’da. Ben bize ait olan destanlardan ve destancılıktan bahsetmek istedim. Tabi, birçok kavim ve uygarlığın da destanları ünlüdür. Örneğin; Şehnâme bugün İran’ın en bilinir destanlarının başında gelir.

Korkut Ata’nın, Dede Korkut Destanı ve Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı ise bizim destanlarımızın başında gelir. Ayrıca; Yaşar Kemal gençliğinde Çukurova’yı destancı olarak köy kasaba gezdiğini kendisi söylemiştir. Çığırtkanların: “Destancı Sadık, köyümüze teşrif etti” bağrışlarıyla köy meydanına insanları akın akın çektiği… Eminim, gözünüzü kapatsanız sizin de gözünüzün önüne gelir.

CUMALİ AMCA’NIN HİKÂYESİ

Yok olmaya yüz tutmuş bir gelenek demiştim ya. Aramızda hâlâ Mersin Mezitli’nin dağlarında, ovalarında dolanıp duran koca yürekli bir amcamız var. Ellerinde destanları, dilinde ağıtlarıyla hala destancılığı yaşatan bu güzel yürekli amcamızın adı Cumali Efe. Cumali Amca’nın hikâyesi Konya Ereğli’de başlıyor. 1958 yılında ilkokulda öğretmeni okuması için ailesini ikna etse de abisi verem hastası olunca bütün varlıkları abisinin iyileşmesi için harcanıyor.

1962 yılında Karacaoğlan’ı okuyunca hayatı o zaman değişiyor. Ondan sonra kendiside yazmaya başlıyor ve o gün bugündür yazıyor. Öyle içten öyle yürekten yazıyor ki bir süre sonra komşuları annesine “Dinleyince uyuyamıyoruz” diye şikâyet ediyorlar. Sonrasında hem çerçicilik hem de destancılık serüveni başlıyor, Cumali Amcanın. Ve o gün bugündür hâlâ ellerinde destanları, dilinde anıları köylerde, kasabalarda geziyormuş Cumali amca. Ben tesadüf eseri gördüm kendi adıma bu satırları karalayayım dedim. Umarım; bir gün yolumuz kesişir de gelir ellerini öper anılarını, destanlarını dilinden dinlerim Cumali Amca. Ömrün uzun olsun, varol!

Efendim, yine geldik bana ayrılan sürenin sonuna. Bu hafta ateş başı hikâyesi yerine Cumali Amca’nın destanlarından birini paylaşayım. Mahalle kadınlarının deli dedikleri bu koca yüreğin karaladıklarını ben de size aktarayım:

Vuruldu yiğitler cadde sokakta,

Evleri bastılar gece şafakta,

Türk Ulus’u asla aman dilemez,

Aman dilemedik, Fransızlardan.

***

Aşık Cumalim yazarım, destan.

Yüzyıl geçse bile geçmem bu yastan,

Milis kuvvetleri aslan mı aslan,

Mersin’in adına yazdırdı, destan.

***

Haftaya görüşmek üzere, sevgi ve saygılarımla…

Şeref Düzyatanlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.